24 Ocak 2026 Cumartesi


16:42   TOROSLAR’DA KARLA MÜCADELE: BELEDIYE 7/24 SAHADA, YOLLAR AÇıLıYOR!   16:01   “MESKİ’DEN DEĞIRMENDERE’YE ÇIFTE YATıRıM: ALTYAPı VE ÜSTYAPı YENILENDI”   15:08   MINGUZZI AILESININ ADALET ÇıĞLıĞı... ANNE YASEMIN MINGUZZI’DEN ADALET BAKANı TUNÇ’A: HAKKıMı HELAL ETMIYORUM   15:07   AHMET ÖZER’E “KENT UZLAŞıSı” DAVASıNDAN 6 YıL 3 AY HAPIS CEZASı VERILDI   15:06   CHP’NIN TBMM’DEKI "TABUTLU" EYLEMI... VELI AĞBABA: "RAHATSıZ OLDUKLARı TABUT DEĞIL, YÜZSÜZLÜKLERI, EMEKLIYE REVA GÖRDÜKLERI AÇLıK, YOKSULLUK"   15:04   CHP’NIN YALOVA MITINGI YARıN... EMEKLI VATANDAŞ: “TAYYIP BABA, EMEKLIYE BIR BAK. SEÇIM GÜNÜ GELECEK, SEÇIME GIRECEKSIN. ALLAH BÜYÜKTÜR”   15:03   İZMIR’DE CUMHURIYETÇI AVUKATLAR GRUBU’NDAN ’BAYRAK’ TEPKISI: TÜRK BAYRAĞı BU MILLETIN ORTAK ONURUDUR   10:33   “AKDENIZ BELEDIYESI’NDEN ŞEFKAT ELI: 1.181 HANEYE TEMIZLIK, 162 KADıNA BAKıM”   10:10   MERSIN’DE KıRSAL ÜRETIME GÜNEŞ ENERJISI DESTEĞI: 1.160 ÜRETICIYE IŞıK OLDU   10:04   “ŞEVKIN’DEN MECLIS’TE SERT ÇıKıŞ: EMEKLININ HAKKı, MILLETIN GELECEĞI GASP EDILIYOR”   17:35   TOROSLAR’DA BEBEKLERE HAYATA GÜVENLI BAŞLANGıÇ: “YENI DOĞAN ÇANTASı” PROJESI   16:45   MERSIN BÜYÜKŞEHIR’DE HÜZÜN: ŞADIYE KARABUDAK’A VEDA   16:39   BAKAN TUNÇ: “MATTIA AHMET MINGUZZI DAVASıNDA VERILEN KARAR, ADALETIN GECIKMEDEN VE EKSIKSIZ ŞEKILDE TECELLI ETTIĞININ AÇıK GÖSTERGESIDIR"   16:38   CHP’LI AKAY VE TANAL’DAN ÜST DÜZEY BÜROKRATLARıN ÖZEL SEKTÖRE GEÇIŞLERININ SıNıRLANDıRıLMASı IÇIN KANUN TEKLIFI   16:34   İSTINAF, MATTIA AHMET MINGUZZI’NIN KATILLERINE VERILEN 24’ER YıL HAPIS CEZASıNı HUKUKA UYGUN BULDU   15:32   TGC: "BASıN KARTı SAHIPLERININ YEŞIL PASAPORT KAPSAMıNA ALıNMASı BASıN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN GÜÇLENDIRILMESI ANLAMıNA GELECEKTIR"   13:29   DOKTOR DERTLI HASTA DERTLI... KıRıMLı: ZORUNLU OLARAK TAZE MEYVE SEBZE YIYIN, PROTEIN AĞıRLıKLı BESLENIN DIYORUZ, AMA IMKANLARı YOK. BU BATAN BIR GEMININ IÇINDEN KAŞıKLA SUYU BOŞALTMAYA BENZIYOR   13:27   KAMER GENÇ’IN VEFATıNıN 10’UNCU YıLı... CHP GENEL BAŞKANı ÖZEL: "ÇOK ÖZLEDIK, HIÇ UNUTMADıK"   10:58   “GÜLCAN KıŞ’TAN TBMM’YE TARIHI TEKLIF: BORÇ KRIZINE SOSYAL DEVLET ÇÖZÜMÜ”   10:25   MERSIN’DE SIVRISINEĞE KARŞı ORTAK MÜCADELE: BÜYÜKŞEHIR’DEN BILINÇLENDIRME HAMLESI  
 
     
 
 
image

Okunma : 75  Tarih : 24.01.2026  E-Mail : fatihberkil@hotmail.com

 
Emre  Türk

Ekonomi Yönetilmiyor, İdare Ediliyor


Türkiye’de ekonomi uzun süredir yönetilmiyor; günü kurtarma refleksiyle idare ediliyor. Rakamlar süsleniyor, söylemler parlatılıyor ama sabah pazara çıkan, akşam faturaya bakan herkes gerçeği biliyor. Etiketler haftada bir değil, neredeyse gün aşırı değişiyor. Dün 30 liraya alınan peynir bugün 45 lira. Kimse “lüks” harcamayı kısmıyor; zaten çoktan ekmeği, peyniri kısmış durumda. Bu tabloyu yaşayan bir toplumda “algı”dan söz etmek, gerçeği inkâr etmektir. Çünkü algı yönetimi karın doyurmuyor, faturayı düşürmüyor, kirayı ödemiyor.


Sorun tek başına “yüksek enflasyon” değil. Sorun, enflasyonu doğuran yanlış tercihler zinciri. Faizi yok sayarak enflasyonu düşürebileceğini sanan bir akıl, kuru tutmak için rezervleri eriten bir yaklaşım, bütçe disiplinini rafa kaldıran popülizm… Üstelik bütün bunlar “deney yapıyoruz” söylemiyle meşrulaştırıldı. Bedelini kimin ödediği ise hiç tartışılmadı. Oysa dünyada bunun tersini yapan ülkelerin sonucu ortada. Almanya gibi ekonomilerde merkez bankası siyasi tartışmaların konusu bile değildir; çünkü para politikası günlük hesaplarla değil, uzun vadeli istikrar hedefiyle yürütülür. Türkiye’de ise herkesin gözü Merkez Bankası kararında ama kimsenin güveni yok. Çünkü kararlar teknik değil, siyasi takvimle alınıyor.


Sonuç ortada: Alım gücü çöküyor, gelir dağılımı bozuluyor, umut azalıyor. Bugün vatandaş maaşını aldığı gün markete koşuyor; çünkü bir hafta sonra aynı sepetin fiyatı artacak. Bu davranış irrasyonel değil, tamamen rasyonel. İnsanlar paraya değil, fiyatlara güvenmiyor. Bu güvensizlik, ekonominin en tehlikeli virüsüdür. Güney Kore 1997 krizinden sonra tam da bu yüzden şeffaflık ve öngörülebilirliği merkezine aldı. Krizi makyajlamak yerine, bedeli baştan ödemeyi seçti. Bugün Güney Kore'de orta sınıfı güçlü bir ekonomi konuşuyorsak, sebebi bu. Türkiye ise krizi erteleyerek yönetebileceğini sanıyor; oysa ertelenen her kriz, daha ağır bir fatura olarak geri dönüyor.


Emekliler bu tablonun en görünür mağduru. Kahveye gittiğinizde aynı cümleyi duyuyorsunuz: “Eskiden torunuma harçlık verirdim, şimdi yol parasını hesaplıyorum.” Yıllarca çalışmış, prim ödemiş insanlar bugün kasabın önünden geçip fiyat sormadan yürümeyi öğrenmiş durumda. Açıklanan maaş artışları daha cebe girmeden eriyor. Çünkü artışlar enflasyonun gerisinde, çünkü seyyanen değil oransal zam yapılıyor, çünkü gerçek hayat pahalılığı resmi rakamlara yansımıyor. Emekliye verilen her zam, birkaç ay içinde geri alınıyor. Bu bir ekonomi politikası değil, açıkça bir yoksullaştırma politikasıdır. Oysa İskandinav ülkelerinde emekli maaşı “hayatta kalma” değil, “insanca yaşama” üzerinden hesaplanır. Emekli, bütçede yük değil; sosyal devletin temel unsurudur.


Asgari ücretli için tablo farklı değil. Büyük şehirlerde asgari ücretle çalışan birinin maaşının yarısından fazlası daha ay başında kiraya gidiyor. Elektrik, doğalgaz, internet derken geriye kalanla ay sonunu getirmek matematik değil, mucize işi. Çocuğunu servis yerine yürüyerek okula gönderen, öğle yemeğini evden taşıyan milyonlar var. Asgari ücret bir “geçim” ücreti olmaktan çıkmış, fiilen “hayatta kalma” ücretine dönüşmüş durumda. Daha vahimi, bu ücret piyasada referans hâline geldiği için, vasıflı çalışan da yoksullaşıyor. Çalışan kesim aşağıya doğru eşitleniyor. Oysa Almanya’da, Fransa’da asgari ücret yılda bir kez hatırlanan bir rakam değil; ekonomik koşullara göre güncellenen bir güvenlik mekanizmasıdır.


Burada konut meselesini görmezden gelmek mümkün değil. Türkiye’de kira enflasyonu konuşulmadan yoksulluk tartışılamaz. Viyana’da nüfusun büyük bölümü kamu destekli, uygun fiyatlı konutlarda yaşar. Bu sayede maaş artışları kiraya teslim olmaz. Türkiye’de ise konut, barınma aracı olmaktan çıkıp rant aracına dönüştürüldü. Plansızlık, denetimsizlik ve spekülasyon, kirayı maaşın önüne geçirdi. Asgari ücretli maaşını almadan borçlanıyor, emekli ev sahibine çalışıyor. Barınma hakkı, piyasanın insafına terk edilmiş durumda.


Peki çözüm var mı? Var. Ama sloganla değil, cesaretle olur.
Birincisi, enflasyonla gerçekten mücadele edilmesi gerekiyor. Bunun yolu “faiz sebep” tartışmalarını geride bırakmaktan geçer. Merkez Bankası’nın bağımsızlığı kâğıt üzerinde değil, kararlarında hissedilmeli. Siyasi irade kısa vadeli büyüme illüzyonundan vazgeçmeli. Brezilya, yıllarca süren yüksek enflasyonu bu şekilde dizginledi. Net hedefler koydu, hedeflerden sapıldığında sorumluluk aldı. Türkiye’de ise hedefler değişiyor ama sorumlular değişmiyor. Güven olmadan fiyat istikrarı olmaz.


İkincisi, gelir politikası kökten ele alınmalı. Emekli maaşı, “açlık sınırının biraz üstü” hedefiyle değil, insanca yaşam ölçütüyle belirlenmeli. En düşük emekli maaşı bir lütuf gibi sunulmamalı; bu insanların hakkı. Asgari ücret ise yılda bir pazarlık konusu olmaktan çıkarılmalı. Market fiyatları her ay güncellenirken, maaşın yılda bir kez konuşulması sosyal adaletle bağdaşmıyor. Otomatik enflasyon güncellemesi artık bir tercih değil, zorunluluk.


Üçüncüsü, vergide adalet şart. Bugün bir emekli aldığı ekmekten de vergi ödüyor, ödediği elektrikten de. Buna karşılık büyük kazançlar, rant gelirleri, servet artışları yeterince vergilendirilmiyor. Vergi sistemi, çalışandan çok çalışmayanı kolluyor. İskandinav ülkelerinde yüksek vergi vardır ama kimden alındığı bellidir. Dolaylı vergilerle ayakta duran bir sistemde adalet olmaz. Vergi yükü tabana değil, tavana yayılmadan bu düzen değişmez.


Son olarak, ekonomi güven ister. Hukuka, kurallara, öngörülebilirliğe güven ister. Kurallar kişiye göre değiştiğinde, ekonomi de yönünü kaybeder. İnsanlar artık yatırım yapmayı değil, parasını nasıl koruyacağını düşünüyor. Ev almayı hayal eden genç, “belki yurtdışına giderim” diye bakıyor. Bu bir beyin göçü meselesi değil; bu bir gelecek kaygısı meselesi.


Türkiye’nin sorunu kaynak yokluğu değil, akıl ve öncelik yokluğu. Bu ülke emeklisini pazarda utandırmayacak, asgari ücretlisini ay sonundan korkutmayacak güce sahip. Yeter ki yanlışta ısrar edilmesin, bedeli hep aynı kesimlere ödetmekten vazgeçilsin. Ekonomi rakamlarla değil, insanların hayatıyla ölçüldüğünde düzelir.




 
  YAZARIN ARŞİVİ
 
 
 
  YORUMLAR
 
 
  YORUM YAZIN
 
Adınız Soyadınız :

Yorumunuz :

Güvenlik Kodu : Güvenlik Kodu
Kod :

 







  GÜNCEL HABERLER

 
  FLAŞ HABER
   
  YAZARLAR
 


 
  EN ÇOK OKUNANLAR
  • Bu Ay
  • Bu Hafta
  • Dün
  • Bugün
 
 


  SOSYAL MEDYA


  GAZETELER
 
 

 







mersinerji.com
ANKA Haber Ajansı
Abonesidir

 
 
ANASAYFA İLETİŞİM KÜNYE HABER ARŞİVİ GİZLİLİK İLKELERİ

 
Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz..!
altioksiyaset.com © Copyright 2017-2026 Tüm hakları saklıdır..! İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz..!

URA MEDYA