Birkaç gündür Venezuela üzerinden yürüyen tartışmaları izliyorum. Herkes son kareye bakıyor. Sandıklar, sokaklar, polis şiddeti, diplomatik açıklamalar… Oysa gazeteciliğin ve hafızanın temel sorusu şudur: Bu film nerede başladı?
Çünkü Venezuela’da yaşananlar bir istisna değil, tanıdık bir senaryodur.
Irak’ta Saddam Hüseyin döneminde ne yaşandıysa, Suriye’de Esad ailesiyle ne inşa edildiyse, Libya’da Kaddafi’nin 42 yılda kurduğu düzen nasıl çöktüyse, Venezuela’da da aynı siyasal mimari kuruldu. İdeolojiler farklıydı, sloganlar değişikti ama yöntem birebir aynıydı.
Önce “istikrar” vaadiyle başlayan süreç, ardından “güçlü lider” mitiyle kutsandı. Kurumlar yavaş yavaş “hantal”, “gereksiz” ya da “engelleyici” ilan edildi. Sonra da budandı.
Bakın Irak’a. Saddam Hüseyin sadece bir diktatör değildi; aynı zamanda yargıyı, orduyu ve istihbaratı tek merkezde toplayan bir sistemin sahibiydi. Ordu güçlüydü ama devlete değil, Saddam’a bağlıydı. Yargı vardı ama kararlar saraydan çıkıyordu. Saddam devrildiğinde geriye devlet kalmadı. Sonuç: kaos, iç savaş, mezhep çatışması.
Libya’da Kaddafi “devlet” kavramını bile reddetmişti. Meclis yoktu, anayasa yoktu, kurumsal yapı yoktu. “Halk komiteleri” vardı ama hepsi liderin gölgesindeydi. Kaddafi gittiğinde Libya’da çöken bir rejim değil, zaten var olmayan bir devlet ortaya çıktı.
Suriye’de tablo daha da çarpıcıdır. Esad rejimi yıllarca güçlü bir devlet görüntüsü verdi. Ancak bu güç, kurumların gücü değil, korkunun gücüydü. Yargı susturulmuştu, medya tamamen kontrol altındaydı, ordu bir aile rejiminin sigortasıydı. 2011’de ilk büyük itiraz yükseldiğinde, krizi yönetecek hiçbir demokratik mekanizma yoktu. Sonuç: on yılı aşkın bir iç savaş, milyonlarca mülteci.
Lübnan’a bakın. Orada tek adam yok gibi görünür ama sistem fiilen kilitlenmiştir. Devlet, silahlı yapılar ve mezhepsel dengeler arasında felç edilmiştir. Yargı işlemiyor, ekonomi çökmüş durumda, siyasi elit halktan kopuk. Kurumların işlevsizliği, ülkeyi “yönetilemez” hale getirmiştir.
Venezuela da bu zincirin son halkasıdır.
Chavez döneminde başlayan süreç, “halk adına” yapılan düzenlemelerle ilerledi. Yargı iktidara bağlandı. Seçim sistemi sürekli değiştirildi. Medya ya kapatıldı ya da hizaya sokuldu. Ordu ekonomik ve siyasi çıkarlarla rejime bağlandı. Maduro’ya gelindiğinde artık ortada denetleyecek hiçbir mekanizma kalmamıştı.
Asıl soru şudur: Bu rejimlerin ortak özelliği nedir?
Cevap nettir ve ürkütücüdür.
Bu ülkelerin tamamında yargı bağımsızlığı adım adım tasfiye edilmiştir. Mahkemeler hukukun değil, iktidarın uzantısı haline getirilmiştir. Ordu, ulusal güvenliğin değil, rejimin sigortası olarak yeniden dizayn edilmiştir. Polis, yurttaşı koruyan bir güç olmaktan çıkarılıp, yurttaşı sindiren bir araca dönüştürülmüştür.
Meclis vardır ama işlevsizdir. Oylamalar yapılır ama sonuçlar önceden bellidir. Medya vardır ama haber yoktur. Sivil toplum vardır ama sivil değildir.
En tehlikelisi de budur: Denetleme mekanizmalarının tamamı ya susturulmuş ya da tek bir kişinin iradesine bağlanmıştır.
Böyle bir düzende kriz anlarında devreye girecek hiçbir sağlıklı yapı kalmaz. Ne itiraz edecek bir yargı, ne uyaracak bir basın, ne denge kuracak bir meclis… Her şey tek bir merkeze bağlandığında, hata da felaket de kaçınılmaz olur.
Sonra ne olur?
Ekonomi çöker ama suçlu “dış mihraklar”dır. Halk yoksullaşır ama istatistikler süslenir. Seçimler yapılır ama adil değildir. Sandık vardır ama seçenek yoktur. İktidar güçlendikçe devlet zayıflar, lider büyüdükçe kurumlar küçülür.
İşte o anda iktidar, krizi yönetmek yerine bastırmaya çalışır. Bastırma arttıkça meşruiyet azalır. Meşruiyet azaldıkça şiddet artar. Bu bir kısır döngüdür.
Maduro’nun bugün yaşadığı tam olarak budur.
Bu nedenle mesele Maduro değildir. Dün Saddam’dı, önce Kaddafi’ydi, yarın başka bir isim olacaktır. Coğrafya değişir, bayraklar değişir ama kurumları yok eden siyaset anlayışı değişmediği sürece sonuç da değişmez.
Tarihin bize söylediği son derece nettir:
Bir ülkeyi ayakta tutan güçlü liderler değil, liderlere rağmen ayakta kalabilen kurumlardır.
Bunu görmezden gelen her toplum, aynı filmi tekrar tekrar izlemeye mahkûmdur.