Okunma : 78
Tarih : 21.01.2026
E-Mail : mehmed.ok33@gmail.com
Mehmet OK
Türkiye’de Vatandaş , Tüyü Yolunmuş Tavuğa Döndü.
Tüyleri Yolunan Tavuk ve Zam Masalı….
Türkiye’de ekonomi konuşmak artık bir aldatma biçimine dönüştü. Rakamlar gerçeği açıklamak için değil, gerçeği örtmek için kullanılıyor. Hayat pahalı değil; hayat bilinçli olarak pahalılaştırılıyor. Bugün asgari ücret zamlarını ve emekli maaşlarını anlamak için ne tablolara ne de süslü açıklamalara ihtiyaç var. Stalin’e atfedilen o meşhur “tavuk hikâyesi” her şeyi fazlasıyla anlatıyor.
Hikâye nettir: Gücü göstermek isteyen biri, bir tavuğun tüylerini tek tek yolar. Hayvan acıdan titrer. Ardından önüne bir avuç yem atılır. Ve tüyleri yolunmuş tavuk, kendisine bunu yapanın arkasından gitmeye devam eder. Çünkü açtır. Çünkü başka seçeneği yoktur.
Bugün bu ülkede milyonlarca insan tam olarak bu noktadadır.
Asgari ücrete “rekor zam” yapıldığı ilan ediliyor. Manşetler atılıyor, alkış bekleniyor. Oysa rekor olan zam değil, maaşların ne kadar hızlı eridiğidir. Daha ilk ayda kira zamlarıyla, market fiyatlarıyla, faturalarla o artış geri alınır. Zam cebe girmez, sistem tarafından anında tahsil edilir. Vatandaşa düşen ise sadece şuna ikna olmaktır: “Hiç yoktan iyidir.”
Emekliler bu düzenin en ağır tanıklarıdır. Yıllarca çalışmış, üretmiş, prim ödemiş insanlar bugün pazarda suskun dolaşıyor. Et artık besin değil, hatıradır. Peynir gramla, meyve göz ucuyla alınır. “Bütçe disiplini” denilerek yapılan sınırlı artışlar, emekliye yaşam değil, sürünme payı sunar. Çünkü açlık sınırı kâğıt üzerinde değil, mutfakta yaşanır.
Sorun zam oranı değildir. Sorun, alım gücünün sistematik biçimde yok edilmesidir. Önce enflasyonla toplumun tüyleri yolunur. Ardından küçük bir artışla “devlet görevini yaptı” denir. Şükür beklenir. Sessizlik beklenir. Ve geçinmek zorunda olan insanlar, istemese de o avuç yemin peşinden yürümeye mecbur bırakılır.
Bu artık bir ekonomik hata değildir. Bu, açık bir yönetim tercihidir. Yoksulluk bir sonuç değil, bir araçtır. İnsanlara refah vaat edilmez; sabır telkin edilir. Gelecek hayali kurmaları istenmez; dayanabildikleri kadar dayanmaları beklenir. Sürekli biraz daha sıkmaları öğütlenir ama ipin ne zaman gevşeyeceği asla söylenmez.
Asıl tehlike de burada başlar.
Bir toplum yoksulluğa alıştırıldığında, mesele cebin değil, onurun meselesi olur. İnsanlar yalnızca aç bırakılarak değil, sürekli minnet duymaya zorlanarak da yönetilir. Zamlar bir hak değil, bir lütuf gibi sunulmaya başlandığında, ekonomik düzen çoktan siyasal bir tahakküme dönüşmüş demektir.
Soru açıktır ve rahatsız edicidir: Bir ülkenin vatandaşları ne zamana kadar tüyleri yolunmuş hâlde, önüne atılan yemle yetinmeye zorlanır?
Ekonomi sadece büyüme rakamlarıyla ölçülmez. İnsanlar çalışıyor ama geçinemiyorsa, sorun kaynak değil, adalettir. Ve bir toplum yalnızca hayatta kalmaya mahkûm edilmişse, orada artık zam konuşmanın hiçbir anlamı yoktur.
Orada konuşulması gereken tek şey şudur: Bu yoksulluk kimin işine yarıyor?