Devrimin kanunu mevcut kanunların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafalarımızdaki cereyanı boğmadıkça, başlattığımız devrimler bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki devrimlerde böyle olacaktır. Bunu kabul edemeyen kafaları tarumar etmek zorunludur. Mustafa Kemal ATATÜRK
|
Salim DOĞAN
Gazeteci Yazar
Kayseri Pınarbaşı
Ülkem Ajans
salimdogan38@hotmail.com
,,
DEĞİŞİM
Değişim, anlamı ve perspektifi geniş bir kavramdır. Bu kavramı anlamak ve yorumlamak için yaşama bakmak ve oradan yola çıkarak somut açıklamalar yapmak gerekmektedir. Bilimsel normlar doğrultusunda ele alacağımız kavrama pozitif bir açıdan yorumlamak istiyorum. O anlamda da değişimi sınıflandırmak mevcut değişimleri de bu sınıflandırmalarla ele alarak anlaşılır bir açıklama yapmak istiyorum. Değişim kişisel, toplumsal, bölgesel, ulusal olarak ele alınacağı gibi kaynaklarına da bakmak gerekmektedir. Değişimin kaynağı ekonomik, sosyal, sınıfsal, savaş, eğitimsizlik olabilir. Bilindiği üzere dünyadaki değişimlerin ana temasını ekonomik çıkarlar ve eğitim oluşturmaktadır. Bu iki etki diğerlerinden daha güçlü olarak tepkimeye neden olmaktadır. Kılıç kalkanla yapılan savaşların yerini gelişen bilim ve teknoloji sayesinde top tüfek, tank, uçak ve füzelere bırakmıştı. Günümüzde konvansiyonel silahların yanında enformasyon ve telekomünikasyon alanındaki gelişmeler sayesinde soğuk savaş kavramını da getirilmiştir.
Kişisel değişimi etkileyen faktörlerin başında yine eğitim ve ekonomik imkanlar gelmektedir. Bu etkileşim sonucunda insanlar toplum içerisinde değişik pozisyonlar alabilmektedir. Tabii ki bireyler de toplumu oluşturmaktadır. Eğer eğitim ve ekonomik gelişme toplumu kapsıyorsa değişim toplumsal içerik kazanmaktadır. Kurumsal değişimler daha çok yönetsel anlamda yapılmaktadır. Bu durum ülkeyi de etkilemektedir. Üzerinde yaşadığımız uzay gemisi statik değildir, devingendir, iveğendir. Esir içerisinde bir geçtiği yerden bir daha geçmemek üzere galaksi içerisinde saniye de kırk bin kilometre hızla helezonik bir şekilde yol almaktadır. Bu uzay gemisi üzerinde madde sürekli hareket halindedir. Ancak statüko düşünsel anlamda beyinlerde yerini bulmuş bir ideolojik kavramdır. Buna daha anlaşılır bir şekilde muhafazakarlık da denmektedir. Ortaçağdan beri süregelen bu akım sayesinde insanlar bir kalıp içerisinde sürü mantığı ile yönetilmektedir. Değişim bu tür ideolojilerin ölümü anlamına geldiğinden statükonun devamı için son derce radikal tedbirler alınmaktadır.
Ortaçağda dünyanın yuvarlak olduğuna kimseyi inandıramazsınız. Ama günümüzde muhafazakar düşünceden beslenen siyasi akımların toplumu statikleştirerek onların duraganlığını kendilerine destek olarak kanalize etmektedir. Toplumsal değişimin olabilmesi için bireylerin tek tek değil toplumun aydınlanması, bilimsel normlar çerçevesinde pozitif bir eğitim olanağının sağlanması gerekmektedir. Bunun için okullar kurulmakta ve eğitim kurumsallaştırılmaktadır. Bütün dünya da olduğu gibi. Her eğitim ortamının insanlara bilimsel ve pozitif yönde etkileyeceği söylenemez. Nitekim bunun örneklerini toplum olarak yaşamakta ve bedelini de ağır bir şekilde ödemekteyiz. Köy Enstitüleri ve Öğretmen Okulları dönemi Türkiye de bir aydınlanma hareketini başlatmış toplumsal değişim diğer uygar toplumlar seviyesine çıkarmak istenmişti. Ne yazıkki emperyalizmin işine gelmeyen bu topyekün kalkınmanın motorları susturularak toplum muhafazakarlaştırılmıştır. Sormayan, eleştirmeyeni, araştırmayan, incelemeyen mevcut durumla yetinen ve şükreden bir güruh haline getirilmiştir. Dünyayı ve dünyadaki değişimlerin farkında olamayan toplumlar emperyalizme kolayca yem olabilmekte ve aldatılmaktadır.
Bütün dünya ya Arap Baharı diye yutturulmaya çalışılan emperyalist oyun henüz geniş insan kalabalıkları ve ülkeler tarafından anlaşılmamıştır. Günümüzde bu işgalin yeni bir sürümü olan bu toplumsal değişimi destekleyen ve emperyalizme hizmet ettiğinin farkına varamayan kendisini demokrat ve aydın sanan bir yığın insan vardır. Ortadoğu’da ve Kuzey Afrikada uygulanan Büyük Orta Doğu Projesinin o ülkenin iç dinamikleri tarafından başlatılmadığını biliyoruz. Dışardan yapılan emperyalist müdahalelerle sözde demokrasi ihraç edilmeye çalışılmaktadır. Bü ülkelerin halklarının başlatmadığı sözde demokrasi hareketi hiçbir yerde başarıyla sonuçlanmamıştır. Suriyede halkın kendi yönetiminden bir rahatsızlığı varsa sorunu eninde sonunda yine o halk çözecektir. Dışardan demokrasi ihracının bedeli ağırdır. Ortadoğu ve Kuzey Afrika halkları bu bedli ödemeye başlamıştır.
Savaşlar devrimleri doğurur. Ezilen, sömürülen, hor görülen halklar elbet bir gün aklını başına alacak ve emperyalizme karşı güç birliği oluşturacaktır. İşte o zaman kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan halk hareketleriyle kendi devrimini gerçekleştirecektir. Değişim geriye doğru değil ileriye doğru olacak uygar ve çağdaş bir yaşam tarzı benimsenecek, statik ve durağan yapıdan devingen ve ivegen bir toplumsal yapıya geçilecektir. Emperyalizmin günümüzdeki destekçisi Ali Kemaller, Amerikan emperyalizminin sözcüleri, sahte solcular, bölücüler, gericiler, işbirlikçiler kıyıma uğradıklarında akılları balşlarına gelmektedir. Onları içine düştükleri o statik durumdan ancak zarar görmeye başladığında anlamaktadır. Başka örneğe gerek yok Ortadoğu’ya Kuzey Afrikaya bakmak yeterlidir.
Türk milleti emperyalizme karşı verdiği ulusal kurtuluş savaşını sonucunda bağımsızlığını kazanmıştır. Türk milleti bir seymen dizilmeyle, toplumsal görevdeşlik duygusuyla hareket ederek kendi içerisinde birliği sağlayarak kazanmıştır bu savaşı. Bedel ödemiştir. Emperyalizmin oyununa gelerek Suriye’de yapılacak olan yapay değişimin figüranı olmak Mustafa Kemal Atatürk’ün görüşüne, devrim anlayışına, bağımsızlık kavramına “Yurtta Barış Dünyada Barış.” Felsefesine ters düşer. Her millet kendi savaşımını ve devrimini iç dinamiklerine güvenerek gerçekleştirdiğinde yaşama olanağı bulabilir.