Çocuğunun 3 yaşındayken tarikata bağlı bir vakfın yöneticisi tarafından cinsel istismara uğradığını iddia eden anne D.Ş’nin Kartal’daki Anadolu Adliyesi önünde başlattığı adalet nöbeti sürüyor. TİP Sözcüsü Sera Kadıgil, D.Ş’yi ziyaret ederek destek verdi. Anne ile birlikte gazetecilere açıklama yapan Kadıgil, şunları söyledi:
"3 yaşında bir çocuk... Kendi çocuğu, kendi kızı. 3 yaşında bir çocuk tecavüze uğradı diye annesi tarafından dava açılmış. Kaç sene geçmiş, biliyor musunuz, 3 sene. Peki soruyorum. Bu şerefsiz bir tek gün gözaltına alınmış mı? Hani seçilmiş bütün belediye başkanları şu an hapiste ya. Hani ağzını açanı hapse atıyorlar ya. Hani bir tvit atanı hapse atıyorlar ya. Hani şurada biraz daha kalabalık bir basın açıklaması yapsak polisi diziyorlar ya arkamıza. Çocuk tecavüzüyle suçlanan bu erkek şu an hayatına devam ediyor. Bir tek gün gözaltına alınmamış, bir tek gün tutuklanmamış. Hâlâ davası devam ediyor ve bu konuyla ilgili bir önerge verdik, cevap alamadık. Süreç devam ediyor. Bugün benim bu konuda isimsiz cisimsiz yaptığım son açıklamadır. Açık açık buradan basın eliyle, polisin tuttuğu kameralardan İçişleri Bakanlığı eliyle bütün bakanlara sesleniyorum. Birincisi Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, belediye başkanlarını tutuklamaktan vakit bulup çocuk tecavüzcüleriyle, arkasında bu sözde dinci vakıfların bulduğu tecavüzcülerle ilgilenmeye zamanın olacak mı? Bu dosyayı takip ediyor musun? D.Ş’nin dosyasından haberin var mı? D.Ş’nin tecavüze uğrayan 3 yaşındaki kızının dosyasından haberin var mı? Bu dosyalarda ne yapıyorsun Yılmaz Tunç? Açık açık soruyorum. İkinci sorum, Aile Bakanı Mahinur Göktaş, şarkıcıların şarkılarına salça olmayı biliyorsun. Bu ihbarla ilgili ne yapıyorsun? Bu çocukla ilgili ne yapıyorsun? Bu Kur'an’a Hizmet Vakfı, bunun tek örnek olmadığını söylüyorlar. Gelen ihbar mailleri var. Kur’an’a Hizmet Vakfı’ndaki çocukların devlet okullarına gönderilmediği, bunun günah kabul edildiği, IŞİD vari yapılarla bağlantılı iddiaları var. Bunları araştırıyor musun? Bunlarla ilgili ne yapıyorsun?
"Kılına zarar gelirse karşınızda bütün kadınları bulacaksınız"
Üçüncü sorum, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bugün isim vermiyorum. O okulun ismini söylemiyorum. O okul müdürünün ismini de söylemiyorum. Bu çocuğun eğitim hakkının elinden alınmasının, kendisinin ve annesinin alenen taciz edilmesiyle ilgili ne yapıyorsun? MESEM’de el kadar çocuklar ölüyor. Bir taziye dilemekten acizsin. Burada başka bir çocuğun eğitim hakkı gasp ediliyor. Sen ne işe yarıyorsun? Elbette bütün bunların baş sorumlusu, ‘Verin bu kardeşinize yetkiyi, görün etkiyi’ diyen Recep Tayyip Erdoğan, bu ülkenin tek gerçek yöneticisi; sen bu çocukları korumak için ne yapıyorsun, sen bu kendini devletin kat be kat üstünde gören vakıflarla, sözde dinci derneklerle mücadele etmek için ne yapıyorsun? Sen bu kadına yardımcı olmak için ne yapıyorsun? Biz bugün bu soruları sormak için Türkiye İşçi Partili kadınlar olarak buradayız. D.Ş buradaki adalet nöbetine devam ediyor. Emin olun ki bu kadının, bu kadının kızının kılına zarar gelirse karşınızda sadece D.Ş’yi değil, bu ülkenin bütün kadınlarını bulacaksınız. O yüzden derhal elinizi bu ailenin üzerinden çekin ve o ellerinizi olması gereken yere, yani çocuk ve kadın tecavüzcüsü o failin üzerinde görmek için size son bir kez süre veriyoruz."
"Başıma bir şey gelirse sorumlusu vakıftır"
D.Ş de 13 Ocak’tan bu yana nöbetini sürdürdüğünü belirterek, şunları söyledi:
"Küçük çocuğun hayatı söz konusu. Çocuğumun hayatını el birliğiyle bitirdiler. Sadece bir kişinin ihmali değil bu. Birçok kurumun ihmali var? Ben çocuğumu hayata kazandırmak istiyorum ama ne yazık ki şu anda mümkün görünmüyor. Eğer ki çocuğumun başına bir şey gelirse bütün dünyayı ayağa kaldırırım, sadece Türkiye’yi değil. Çünkü ben ve çocuğum suçlu değiliz. Bunu yapanlar suçlu ve onların tutuklanması gerekirken ben ve çocuğum yargılanıyoruz bugün. Neden? Çünkü ben kimsesizim. Benim hiç kimsem yok. Bugün başıma bir şey gelse bile belki aylar sonra fark edilecek çünkü hiç kimsem yok. Belki de üzeri intiharla örtülecek. Kamuoyuna şunu söylemek istiyorum. Bu aşamada benim intiharım söz konusu değildir. Çünkü adalet nöbetindeyim. Eğer ki başıma bir şey gelirse, güvenliğimden de şüphe duyuyorum çünkü bu vakıf ve beni koruyamayanlardır sorumlusu. Üzerinin intiharla örtülmesini istemiyorum. Çocuğumun elimden alınmasını istemiyorum. Yıllardır bu çocuk için mücadele veriyorum. Tek başıma büyüttüm çok büyük zorluklarla. Anneyi suçlamak yerine eğer failleri suçlarlarsa daha iyi bir ilerleme kaydedebiliriz. Anne ihmali diye sunarlarsa da doktor rapor raporları mevcut. Keza kendi ihmalleri de ortaya çıkacaktır.
"Kızımı şırıngayla besliyorum"
Yıllardır Sosyal Hizmetler himayesinde ben bu çocuğu büyütüyorum, tek başıma değil. Her adımımızdan, her hareketimizden haberleri var. Sonra çıkıp da ‘Anne ihmali var, biz çocuğu aldık’ diye söylemesinler. Ben çocuğumu sokakta bulmadım. Kimsenin de eline bırakmayacağım. Hele ki bu aşamada, bu hâldeyken benim çocuğum bugün okulda olması gerekirken yürüyemiyor. Dış dünyaya kapalı. Annesiyle bile iletişim kurmaya korkuyor. Doktorlar dedi ki ‘Bu çocuğun umudu bu hayata karşı kalmamış’. Bu çocuk yedi yaşında bir çocuk ve okuma yazma biliyor, henüz birinci sınıfa sadece iki ay gidebilmesine rağmen. Doktorların ‘üstün zekalı’ dediği bir çocuk, kızımın çizdiği resimler de zaten çektiğimiz acıyı anlatıyor. (Resmi göstererek) bu benim, bu da benim kızım. Başka hiç kimse yok. Bunun gibi birçok resim var evde. Kızımın resim sergisine biz hazırlanıyorken bugün kızım yürüyemiyor, yemek yiyemiyor, ben şırıngayla beslemek zorunda kalıyorum. Gündüz burada adalet nöbeti tutuyorum. Akşam da kızımın başında annelik mücadelesi veriyorum. Gece gözümü kırpmadan uyuyamıyorum, nefes almazsa ben ne yaparım diye. Şimdi soruyorum, neden bu çocuk tedavi altında değil; madem ihmaller yok, bu kadar herkes yanımızda gibi görünüyor.
"Tehdit ettiğinizde sesim daha gür çıkacak"
Aylardır bağırıyorum; bu çocuğun hastaneye yatması gerekiyor ama maalesef 3 yıllık doktorlarımız bile bu süreçte bizi yalnız bıraktı. Sebebini de ben çok iyi biliyorum ama maalesef ki konuşamıyorum. Kızım olmasaydı bugün burada çok daha açık isim bile verebilirdim, belge bile gösterebilirdim ama o küçücük çocuğa yatıp kalkıp dua etsinler. Beni anneliğimle sınamasınlar. Çocuğum üzerinden beni sınamasınlar. Unutulmasın ki bu vakıf beni tehdit ettiği anda benim sesim çıkmaya başlamıştı. Benimle ancak insani bir dilde konuşursanız sizinle aynı tarafta durabilirim. Tehdit ettiğiniz anda benim sesim daha gür çıkacak. Çünkü ben tehditlerden korkmuyorum. Ben ölmekten korkmuyorum. Ben sadece çocuğumun annesiz kalıp onların eline kalmasından korkuyorum ki şu anda amaç bu. Anneyi ihmalkar gösterip -çalışamıyorum ben çocuğum hasta olduğu için- bunu kullanabilirler. Çocuğumun elimden almalarını istemiyorum. Şu an ben çocuğumla tehdit ediliyorum ve yoruldum. Beni sınamasınlar. Korkmuyorum kimseden de. Konuşmaktan korkuyorum çünkü çocuğum alınacak diye ama mücadelemi yapmaktan vazgeçmeyeceğim.
"Küçük bir çocuğun hayatıyla oynamayı bırakın"
Kendim için hiçbir şeyden korkmuyorum. Küçük bir çocuğun hayatıyla oynamayı bırakın. O çocuk bir kişinin ihmali yüzünden bugün bu hâle gelmedi. Kurumların ihmali yüzünden de bugün benim kızım elden ayaktan kesilmiş durumda. Değil elalem, 50 de alem benim karşımda dursa ben kızımı bırakmayacağım. Onun annesi var. Benim kimsem yok ama benim kızım kimsesiz değil. Bu da böyle bilinsin. Hiçbir ceza almadı. Farklı dosyaları da var. Bunlarla ilgili, bizimle alakalı olmayan dosyası da var. Bununla ilgili de ceza almadı. Benim dosyamda beraat kararı vermişti. İtiraz ettik. O da apar topar şekilde ilerletildi yani. Biz ne olduğunu anlayamadık bile. Her davada bu böyle oluyor. İlla çıkıp bu hâle mi gelmemiz gerekiyor hakkımızı arayabilmemiz için? Bu adamın hâlâ dışarıda elini kolunu sallaya sallaya gezmesinin gerekçesi nedir? Bizi mi öldürmesi gerekiyor? Bu fırsat da veriliyor."