İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM'de düzenlenen grup toplantısına katılarak gündeme dair açıklamalarda bulundu. Dervişoğlu, şunları kaydetti:
"Suriye konusunda devlet bizim dediğimize gelmiştir"
"Dış politika, haritada çizilen sınırlar kadar; fabrikada yanan ışıkla, tarlada hasatın bereketiyle, limandan çıkan konteynırla ilgilidir. Ama siz, dış politikayı da bir müteahhitlik faaliyeti gibi yürütürseniz; uzun vadeli devlet çıkarı yerine kısa vadeli proje hesabı yaparsanız; Sonuç, stratejik körlük olur. İçeride plan yapamayan bir devlet, dışarıdaki masada da güçlü olamaz. Suriye konusunda bugün gelinen noktada bir gerçeği açıkça teslim edelim: Devlet, bizim dediğimize gelmiştir. Onlar bozdular İYİ Parti yaptı. Bundan emin olabilirsiniz. Sahadaki gelişmeler, aylardır, yıllardır uyardığımız bir hakikati bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Şunu artık herkes görmüştür: Suriye’de sonuç üreten şey; laf cambazlığı, komisyon tiyatrosu ya da kişilere atfedilen hayali roller değildir.
"Öcalan’ı muhatap almanın devlet ciddiyetine aykırı olduğu görülmüştür"
1,5 yıldan fazla zamandır yaptığımız uyarılar ortadadır. Mesele terör olunca, sonuç üretecek şey, askerî kararlılıktır, devlet ciddiyetidir, ve sahayı okuyabilen güvenlik aklıdır dedik. İşte durum ortadadır. Ancak, bugün Şam yönetimiyle YPG arasında varılan mutabakatı da doğru okumak mecburiyetindeyiz. Eğer alınan bir mesafe de varsa bu, ne Öcalan’la kurulan muhataplığın, ne de iç siyasete malzeme yapılan akla ziyan söylemlerin ürünüdür. Bu, Türk güvenlik bürokrasisinin kararlılığı ve askerî seçeneklerin masada tutulması sayesindedir. Buradan çok net konuşuyorum: Öcalan’ı muhatap almanın, onu bir pazarlık unsuru gibi sunmanın, ona siyasi bir rol atfetmenin ne kadar akıl dışı, ne kadar ahlaksız ne kadar devlet ciddiyetine aykırı olduğu bizzat sahada görülmüştür.
"PKK’nın ve YPG’nin geri adımı, askerî baskı sonucu gelmiştir"
Türkiye’nin bekası adına, elde edilen ve edilebilecek kazanımların, teröristbaşının yahut yeni yetme Apocuların dahliyle elde edilmediği ve edilemeyeceği açıktır. PKK’nın ve YPG’nin geri adımı, askerî baskı sonucu gelmiştir. Gerisi, sonradan yazılmış masallardır. Şimdi soruyorum: Madem devlet aklı buraya gelebiliyor, madem sahadaki gerçek bu kadar net; şimdi ne yapılacaktır? Aynı ihanet korosunun bu sefer de, YPG’ye mi kredi mi açması söz konusu olacaktır? Yine ehli vatan, aklı başında devlet insanlarını uyarıyorum: PKK’yı, Suriye’de siyasal makyajla yeniden üretmeye çalışan hiçbir modele ve açılıma göz yummayın. Bu milletin evladıysanız buna müsade etmeyin. PKK’yı, tam ve kalıcı biçimde ezecekken, onu dolaylı yollarla yeniden ayağa kaldıracak, hiçbir siyasal manevraya izin vermeyin. Suriye’de yapılması gereken bellidir: Terör örgütünün askerî ve siyasî kapasitesi bir daha dirilemeyecek şekilde tasfiye edilmelidir.
"Devletin sahada kurduğu bu dengeyi, siyasi heveslerle bozmayın"
Elinde askerimizin kanı olan unsurların, devlet yapıları içine sızmasına asla müsaade edilmemelidir. Bu dosya, iç siyaset hesabıyla, oy matematiğiyle, 'süreç' masallarıyla bir kez daha sulandırılmamalıdır. Buradan altını çizerek söylüyorum: Eğer niyetiniz gerçekten ülkenin güvenliği ve bölgesel istikrarsa; yapmanız gereken şey çok nettir. Devletin sahada kurduğu bu dengeyi, siyasi heveslerle bozmayın. Yanlış muhataplar yaratmayın. Yanlış aktörleri büyütmeyin. Yanlış umutlar dağıtmayın. Suriye’de bugün görülen tablo, bir gerçeği teyit etmiştir: Devlet, kişilerle değil; kurumlarla, kararlılıkla ve güçle sonuç alır. Bizim itirazımız da, ısrarımız da tam olarak buradadır."
Dünyada öngörülemez bir iklimin hakim olduğuna dikkat çekeren Dervişoğlu, dış politikaya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
"Bugün bildiğimiz dünya düzeninin sonuna gelmiş bulunuyoruz"
"Defalarca ifade ettiğim gibi, bugün bildiğimiz dünya düzeninin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Uluslararası sistem, her geçen gün daha öngörülemez, daha hoyrat ve daha kaotik bir hal alıyor. Venezuela’da, Grönland’da, İran’da yaşananlar; bu yeni dönemin açık göstergeleridir. Artık şunu görüyoruz: Dünyada aktörlerin rasyonalitesi zayıflamıştır. Manipülasyon artmıştır. Uzun vadeli, kurumsal ilişkiler yerini; kısa vadeli, geçici ve kırılgan ittifaklara bırakmıştır.
"Türkiye’yi yeni risk alanlarına sürüklemesinden ciddi biçimde endişe ediyoruz"
Türkiye–Suudi Arabistan–Pakistan hattında askerî ve stratejik bir ittifak arayışının gündeme getirildiğine şahit oluyoruz. Bu ülkelerle ekonomik ve siyasi işbirliğinin sürmesine elbette karşı değiliz. Ancak bu eksen üzerinden kurulacak askerî ve stratejik ittifakların, Türkiye’yi yeni risk alanlarına sürüklemesinden ciddi biçimde endişe ediyoruz. Türkiye’nin ihtiyacı yeni maceralar değil; kalıcı, rasyonel ve öngörülebilir ilişkilerdir. Bizim bu kaotik dünyadaki önceliğimiz nettir: Türkiye, öncelikle Azerbaycan ile olan ilişkilerini en yüksek düzeyde tutmalıdır. Bu ilişki; duygusal değil, stratejik bir ilişkidir. Ne yazık ki son dönemde, Türkiye–Azerbaycan ilişkisini zayıflatmak isteyen, Türkiye’yi Arap siyasetinin bir aktörü hâline getirmeye çalışan yaklaşımlar da görüyoruz. Biz bu anlayışı, ideolojik ve duygusal buluyoruz."
"İran’ın geleceği; zorbalara, mollalara, kuklalara değil, İran halkına aittir"
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun İran'a yönelik açıklamalarına da değinen Dervişoğlu, "İran’a yönelik Amerikan müdahalesi tartışmalarına dair tutumumuzu da açıkça ifade etmek isterim. Orta Doğu’ya dışarıdan yapılan hiçbir askeri müdahale; istikrar, barış ve refah getirmemiştir. Aksine bu müdahaleler; iç savaş, yoksulluk, yozlaşma ve kitlesel göç dalgaları üretmiştir. İran’daki mevcut rejim ciddi bir meşruiyet krizi yaşamaktadır. Evet, İran halkının itirazları haklıdır... İran’ın geleceği; zorbalara, Mollalara, kuklalara değil, İran halkına aittir" dedi.
ABD Adalet Bakanlığı'nın kamuoyuna açtığı Epstein belgelerine ilişkin görüşlerini de açıklayan Dervişoğlu, şöyle devam etti:
"6 Şubat Depremlerinden sonra, İYİ Parti olarak, kaybolan vatandaşlarımızın ve özellikle çocukların tespit edilmesini istedik. Sadece önerge vermekle kalmadık. Depremden sonra bölgeye yapmış olduğumuz ziyarette Kurucu Genel Başkanımız Sayın Meral Akşener, bugün konuşulan olumsuzluklara işaret ederek, tedbirler alınmasını söyledi. Marmara Bölgesinde, Kocaelinde yaşanmış depremlerde olup bitenlere atıfta bulunarak çeşitli uyarılarda bulundu. Meclis grubunu da talimatlandırmak suretiyle konuyla ilgili TBMM’ye bir araştırma önergesi verilmesini söyledi. Sonuç ne oldu sizce: AKP ve MHP oylarıyla önergemiz reddedildi. Eğer biz o gün konuşulmasını istediğimiz şeyi Meclis'te konuşturmaya muvaffak olabilseydik, bugün bu olumsuzluklar yaşanmayacaktı. İşte İYİ Parti her zaman erken uyarı sistemi olarak vazifesini yapıyor. İYİ Parti'ye artık yaptığı bu doğrular üzerinden milletin sahip çıkmasının zamanı gelmiştir.
"Depremde kaybolan çocuklarımızı araştırmayan bir zihniyetin kime ve neye hizmet ettiği malumdur"
Medyada günlerdir, boca edilen, şeytani belgeleri, resimleri, videoları düşünürken bunu da unutmayalım. Şeytanı, komplolarda aramaya gerek yok. Depremde kaybolan çocuklarımızı araştırmayan bir zihniyetin kime ve neye hizmet ettiği malumdur. Gazze’de, Doğu Türkistan’da bebeklerin, masumların öldürülmesi şeytanlığın ta kendisidir. İmralı’daki bebek katilini barış güvercini yapmak şeytanlığın ta kendisidir. Al bayrağa el uzatmak terörü, teröristi kutsamak şeytanlığın ta kendisidir. Tüm bunlar, gizli-saklı adalarda, ayinlerde yaşanmadı. Gözümüzün önünde gerçekleşti. Şeytan, ayrıntıda gizli değil, ayan beyan açıktadır. Şeytan Orta Doğu’da, şeytan İmralı’da, şeytanlar aramızdadır. Tüm bunlar; bizi kimin yönettiği veya yönetmeye talip olduğu sorusuna götürmelidir. Büyük İsrail'i mi arıyorsunuz? İktidar ve ortaklarının pusulasına bakın. Çeyrek asırdır yaşananlara bakın. Açın, haritaya bakın. Orta Doğu’da hakim ve etkili güç haline getirilmiş İsrail, nasıl ortaya çıkmıştır? Ayinlerle, komplolarla mı? Yoksa gün be gün gözümüzün önünde olan bitenlerle mi?"
"Teröristbaşı Apo’yu muhatap alarak siz ne yapmış oluyorsunuz ey şeytanın ortakları"
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, konuşmasında "Terörsüz Türkiye" sürecine yönelik eleştirilerini de yineledi. Dervişoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
"Bugün bir İmralı süreci yürütülüyor. Türkiye’yi başka bir Türkiye yapmak istiyorlar. Kim istiyor bunu? Bir yanda ABD ve İsrail ortaklığı aynı anda ise iktidar ve komisyoncu tüm ortakları istiyor. Bize diyorlar ki, 'İsrail PKK’yı kullanacakmış.' Ne yapacakmış kullanıp? 'Türkiye’yi bölecekmiş.' E peki siz ne yapıyorsunuz? Teröristbaşı Apo’yu muhatap alarak, Türk yerine Türkiyeli diyerek, eşit yurttaşlık adı altında, çift kimlikli bir anayasa propagandası yaparak, siz ne yapmış oluyorsunuz ey şeytanın ortakları? Siz neyi yapmış oluyorsunuz? Türkiye’yi var eden tarihi eğip bükerek, Türk milletini, var eden tüm değerleri çiğneyerek, bizi önce zihinlerde bölerek ne yapmış oluyorsunuz? Komplo mu bunlar? Yoksa gözümüzün önünde yaşananlar mı? İktidar oy peşinde de diğer muhalefet unsurları bunun dışında mı? 'Türk bayrağı ile sorunu olanın, bizimle selamı olmaz' diyorlar. Çok güzel… Güzel de toplumsal barış adı altında, 'cici demokrasi' toplantılarına katılanlara bakınca, selamdan çok daha fazlasını aldıklarını görüyoruz. Toplumsal barış, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti, 100 yıllık zulüm düzeni diyenlerle mi olacakmış? Toplumsal barış, Lozan’a lanet okuyanlarla mı olacakmış?
"Türkiye’nin sorunu, ne imkânsızlık, ne kadersizliktir. Türkiye’nin sorunu, plansızlıktır"
Depremle başladık, depremle bitirelim. Türkiye’nin sorunu, ne imkânsızlık, ne kadersizliktir. Türkiye’nin sorunu, plansızlıktır. Sorumluluktan kaçıştır. Devlet aklının zayıflatılmasıdır. Depremde gördük; plan yoksa, bedel canla ödenir. Ekonomide gördük; gerçek yok sayılırsa, bedel, yoksullukla ödenir. Dış politikada gördük; Strateji yoksa, bedel, masada değil sahada ödenir. Oysaki; Devlet, kişilere göre eğilip bükülmez. Devletin kuralları, kurumları vardır. Ne eylerse, hukuka uygun eyler! İtibarı, binalarının ihtişamıyla değil; vatandaşının refahıyla ölçülür. Biz, acıları kanıksayan, krizleri idare eden, milletine 'sabredin' diyen bir anlayışı reddediyoruz. Biz, önleyen, planlayan, hesap veren bir devlet taahhüt ediyoruz.
Türkiye’yi iyilik kurtaracaktır. O yüzden tavsiyem odur ki, kimse kötülerin kayığına binmesin. 86 milyon vatandaşımıza vatan olmuş Anadolu huzura, binlerce Türk’ün, Kürt’ün ve bebeklerin katili İmralı canisi, umuda değil, mezara kavuşuncaya kadar biz buradayız. Ve artık bu Cumhuriyet’i, devlet aklıyla, millet vicdanıyla, sorumlulukla ve umutla ayağa kaldırmanın vakti gelmiştir."