CHP Aile ve Sosyal Hizmetler Politika Kurulu Başkanı Aylin Nazlıaka, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılı dolayısıyla Hatay, Osmaniye ve Gaziantep’in Nurdağı ile İslahiye ilçelerinde gerçekleştirdiği saha incelemelerinin ardından kapsamlı bir rapor hazırladı. Raporda, depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen bölgede barınma, sağlık, eğitim ve istihdam sorunlarının derinleşerek sürdüğü vurgulandı.
Nazlıaka, binlerce yurttaşın hâlâ konteyner kentlerde yaşam mücadelesi verdiğine dikkat çekerek, “Artık geçici bir afet tablosundan değil, kalıcı bir sosyal yıkımdan söz ediyoruz. Barınma sorunu; kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve engelliler için aynı zamanda güvenlik, sağlık ve gelecek krizine dönüşmüş durumda” ifadelerini kullandı.
Raporda, birçok konteyner kentte umumi tuvaletin dahi bulunmadığı, psikososyal destek ve eğitim hizmeti verenlerin esnafın tuvaletlerini kullanmak zorunda kaldığı belirtildi. Deprem sonrası inşa edilen TOKİ konutları ile konteyner alanlarının engelli bireyler açısından erişilebilir olmadığı, engelli bakım yükünün ise büyük ölçüde kadınların omzuna bırakıldığı kaydedildi.
Nazlıaka, deprem sonrası kadınların barınma ihtiyacını geniş aile içinde çözmeye zorlandığını, bunun da mahremiyetin ortadan kalkması ve erkek şiddetinin devam etmesi anlamına geldiğini vurguladı. Hastanelerin yıkılması ya da taşınması nedeniyle özellikle kadınların üreme sağlığı hizmetlerine erişimde ciddi sorunlar yaşadığı, hijyen ürünlerine ulaşımın da sınırlı olduğu raporda yer aldı.
Kadın öğretmenler isyan etti
Raporda, Teknik Mesleki Eğitim Usta Öğreticiler Federasyonu’na bağlı kadın öğretmenlerin taleplerine de yer verildi. Kadın öğretmenler, Hatay’daki kadro kısıtlamalarına tepki göstererek, saatlik 120 TL ücretle çalıştıklarını, kadrolu öğretmenler gibi sınav ve yoklama yaptıklarını belirterek, “Kadın emeğinden tasarruf olmaz” sözleriyle yaşadıkları adaletsizliği dile getirdi.
Çocuklar travmayla baş başa
Raporda görüşlerine yer verilen bir baba, “Dört kızım da çok başarılıydı ama okutamadım, yevmiye usulü çalıştırmak zorunda kaldım” sözleriyle yaşanan sosyal yıkımı gözler önüne serdi. Bölgede çocuklarda kabus görme, altını ıslatma, kekemelik ve içe kapanma gibi travmatik belirtilerin yaygınlaştığı; akran zorbalığı, sigara ve madde kullanımında artış yaşandığı kaydedildi. Engelli çocukların ise hem fiziksel erişim hem de bakım ve rehabilitasyon hizmetlerine ulaşamaması nedeniyle çifte mağduriyet yaşadığı vurgulandı.
TOKİ aidatları ödenemiyor, baskı iddiaları var
Raporda, Osmaniye’de konteyner kentte yaşayan bir kadının “Eşim işsiz ve hasta, ilacını hayırseverler sayesinde alabildik” sözlerine yer verildi. Konteyner kentlerin boşaltılması amacıyla kasıtlı elektrik kesintileri yapıldığına dair yurttaş şikâyetleri aktarıldı. Yoksulluk nedeniyle TOKİ aidatlarını ödeyemeyen çok sayıda ailenin bulunduğu belirtildi.
Gaziantep’in Nurdağı ilçesinde yaklaşık 4 bin 800 kişinin hâlâ konteynerlerde yaşadığına dikkat çekilen raporda, TOKİ konutlarının kalitesizliği, teslim sürecindeki sorunlar ve dava açan depremzedelere baskı yapıldığı yönündeki iddialar yer aldı. Bir ev ziyaretinde kapı kulpunun elde kaldığı, mutfak dolaplarının düştüğü ve pencere pervazının depremzede tarafından kendi imkânlarıyla taktırıldığı aktarıldı.
“Devlet sorumluluğunu devredemez”
Nazlıaka, bölgede işsizlik ve gelir kaybının derinleştiğini, İŞKUR’un geçici işçi alımlarında kayırmacılık şikâyetlerinin arttığını, küçük esnafın vergi yükü altında ezildiğini, çiftçilerin ise artan girdi maliyetleri nedeniyle üretimden çekildiğini söyledi. Bu tabloyun özellikle gençlerde madde bağımlılığı ve sanal kumar gibi riskleri artırdığı uyarısında bulundu.
Devletin üstlenmesi gereken sorumlulukların STK’lar ve hayırseverlere bırakıldığını vurgulayan Nazlıaka, ekonomik destek programlarının yaygınlaştırılması, psikososyal hizmetlerin güçlendirilmesi, kadın ve gençlere yönelik istihdam politikalarının hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.
Nazlıaka, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:
“Bir aileye ev anahtarı verince o ev yuva olmuyor. Yol, su, kanalizasyon ve enerji yoksa, çocuk sokakta oynayamıyorsa, engelliler ve yaşlılar eve hapsediliyorsa, kadınlar günlük yaşamını sürdüremiyorsa, hastalar sağlığa erişemiyorsa hayatın normalleştiğine nasıl inanalım? Devlet, yurttaşına onurlu yaşam koşullarını sağlamak zorundadır.”